Fayn.Press
Newsletter (Digital)
Fayn is an independent digital media company.
With its online magazine, social media publications, multimedia studio and creative agency, it develops and produces its own original publishing, content and community projects in the news and information categories, while also providing creative services to social impact-oriented teams. Source
Actions
Media Outlet details
| Scope | National |
|---|---|
| Language | Turkish |
| Country | Türkiye |
|
Similarweb UVM |
Request pricing |
|
Comscore UVM |
Request pricing |
Recent Articles
Search Articles“Kazan Öldü” denince: Fon krizinin görünmeyen faturası
Nasreddin Hoca’nın kazan fıkrasını hepimiz biliriz. Hoca, komşusundan ödünç aldığı kazanı geri verirken içine küçük bir tencere koyar ve “Senin kazan doğurdu,” der. Komşusu da bunu sorgulamadan, sevinçle kabul eder. Hoca kazanı bir kez daha ödünç aldığında ise bu defa ne küçük tencere ne de kazan geri gelir. Kazanın ve yeniden doğurmasını umduğu tencerenin peşine düşerek kapısına dayanan komşusuna Hoca, “Kazan öldü,” der.
Bir şehrin peşinden gitmek: Tuğçe Tezer’in Antakya’yı unutturmama mücadelesi
🦉 FNF Türkiye iş birliği ile hazırladığımız bu yazı dizisinin her bölümünde sivil toplumdan akademiye, ekonomiden politika çevrelerine çalışmalarıyla fark yaratan isimlerin ilhâm veren hikâyelerine mercek tutuyoruz. Çalışmalarını takip ettiğiniz ve hikâyesini merak ettiğiniz isimler varsa hello@fayn.co e-posta adresinden editör masamıza iletebilirsiniz. Akademisyen, şehir plancısı Tuğçe Tezer, kamuoyunda Antakya sevgisiyle bilinir, tanınır.
Sizi de ilgilendiren Babülmendep hakkında bilmeniz gereken her şey
Babülmendep, kelime anlamıyla gözyaşı kapısı, adına yakışır bir biçimde, kıt kanaat geçinen herkesi ağlatmaya hazırlanıyor. Zira en dar yerinde 29 km olan bu Boğaz, Asya ve Avrupa arasındaki iki yönlü ticarette neredeyse ihtiyacınız olan her şeyin, tarım ürünlerinin, tahılın, gübrenin, otomobil parçalarının, elektronik ürünlerin, imal edilmiş ürünlerin, petrolün ve doğalgazın gidip geldiği yolun kritik önemdeki parçası.
Filmekimi mesaisi başlıyor
Geçen yıl yetmiş bin kişiyi salonlara toplayan Filmekimi, yazın bitimiyle birlikte şehre geri döndü. Ekim demek, biraz da festival telaşı demek. Salon kapılarındaki o tanıdık, hafif ıslak ve bol kahveli kalabalıklar yeniden toplanıyor. Biletler 2 Ekim’de satışta. Yani ekran başında F5 çökertme, sistemle inatlaşma ve günün sonunda boş koltuklara bakıp iç geçirme rutini ufukta göründü. Program ise yine Cannes'dan ve Venedik’ten sıcağı sıcağına gelen, yılın en çok konuşulacak filmleriyle dolu.
Berlin ‘Elif’ dedi: Elif Eralp kimdir ve nasıl başardı?
20 Eylül'de Berlinliler kenti kimin yöneteceğini seçmek için sandık başındaydı. Barınma ve geçim krizinin gölgesinde geçen eyalet seçimlerini, oylarını ikiye katlayan Sol Parti'nin Türkiye kökenli adayı Elif Eralp kazandı. Sandıktan birinci çıkan Eralp zafer konuşmasıyla Berlinlilere teşekkür ederken, kentin ilk göçmen belediye başkanı olmaya da hiç olmadığı kadar yakın.
Hafızanın ağır çekim vedası: Alzheimer
Çocukluğuma kokusu sinen anılardan biriydi, dedemin büyük bir titizlikle pişirdiği vişne peltesi. O zamanlar vişne çekirdeklerini çıkaracak havalı araç gereçler yoktu. Pelte hazırlanırken mutfak batar; anneannem dedeme veryansın ederdi. Göz alıcı rengini belli eden billur kristal kadehlerde soğumaya bırakılan tatlının ne mayhoş tadını ne de saatlerce ağır ateşte kaynarken vişnelerin evi saran kokusunu unutmak mümkündü. Bebek beklerken bir sabah o vişne peltesinin hayaliyle uyandım.
Zamanının kelimelerine hakim misin?
20 Eylül 2026 1 dakikalık okuma Fayn Kitap, 10. sayı testi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi desteklediğiniz için teşekkürler. Yayınlarımızı sevdiklerinize de tavsiye ederek bu topluluğu büyütmemize yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca Fayn'ın telif kumbarasına tek seferlik bağış yapmak isterseniz bu linki kullanabilirsiniz. Önceki içerik Bunları da beğenebilirsiniz
“Aynanın içinde uzaklar var”
Bir yazar hayatı boyunca hep aynı derdi demleyebilir. Yazıya böyle başlayınca bir kusura mazeret arıyormuşum gibi anlaşılmasını istemem. Yazarın meselesi olmalı söylemini duymayan kalmışsa, onlara yazarın her an yeni bir şey sunma sorumluluğu olmadığını hatırlatmak isterim. Bu konuyu aça aça Burhan Sönmez romanlarına kadar varacağım, korkmayın yolu da çok uzatmayacağım. Epeydir ağır bir sorumluluğu, kırk bin üyeli Uluslararası Pen’in başkanlığını yürütüyor Sönmez.
İnsan kendi evinde bile misafir olabilir mi?
İsviçreli yazar Ariane Koch'un Türkçede Regaip Minareci çevirisiyle yayımlanan Misafir adlı ilk romanı, kısa hacmine rağmen uzun süre yankısını sürdüren, sınırda dolaşan bir anlatı. Klasik bir olay örgüsünden çok bir deneyim alanı kuran roman, adı verilmeyen bir kadının hayatını geri dönülmez biçimde değiştiren tekinsiz bir karşılaşmayı merkezine alıyor.
Paketlenemeyen sayısız duygu
Bu yazı kutular arasında, bir evin kolilere sığabileceğini düşünmenin ne kadar nafile bir şey olduğunun anlaşıldığı anda yazılıyor. Taşınma arifesinde, paketlenemeyen sayısız duygu ve hatıranın ortasındayken bahsedeceğim konunun geride bırakılana dair olması kaçınılmaz. Evimin içi “oda oda üzüntü”yle dolu şu an. Ama haksızlık yapmayacağım evime, çünkü “saadetler sabunlar gibi köpürdü” de burada. Behçet Necatigil’siz ev anlatılır mı hiç! Yaşanılanların izleri bende kaldığı kadar bu evde de kalıyor.