Is this you? As a journalist, you can create a free Muck Rack account to customize your profile, list your contact preferences, and upload a portfolio of your best work.
Claim your profile
Articles by Ahmet Cemal
Are we overestimating proton minibeam therapy effectiveness through physical dose metrics?
1Computational Sciences Minerva University, San Francisco, CA, United States 2Bahcesehir Koleji, Istanbul, Türkiye 3ENKA Okullari, Kocaeli, Türkiye 4Radiation Oncology Emory University, Atlanta, GA, United States 5Radiation Oncology Stanford University, Stanford, CA, United States Purpose: The conventional implementation of proton spatially fractionated radiotherapy (SFRT) uses physical collimators with millimeter apertures to generate minibeams, creating alternating regions of high-dose...
Papa Francis’in yeni misyonu…
K?sa bir süre önce papal?k makam?na seçilen Arjantin kökenli Francis, böylece H?ristiyanl?k dünyas?n?n en büyük cemaatinin de ba??na geçmi? oldu. Kimi makamlar vard?r, etkinlik alanlar? yaln?zca resmi adlar? ile s?n?rl? de?ildir. Dahas?, oraya seçilmi? olanlar?n ki?isel nitelikleri ve yetenekleri sözü edilen etkinlik alan?n? resmi adlar? ile belirlenmi? olan?n çok daha ötesine ta??r. Böyle bir durumda kar??m?za ç?kan, yeni bir görev tan?m?d?r.
‘ne garip federico adında olmak…’
Bu y?l ölümün k?y?lar?na yapt???m üçüncü yolculuk. Ve bir geri dönü? daha. Ve yine tuhaf bir güven duygusu: “Bu hikâye daha bitmedi…” Cankurtaran?n sirenleri gecenin karanl???n? y?rtarken bile gücünü yitirmeyen bir duygu: “Bu hikâye daha bitmedi…” Ba?lang?çta, iç dünyamda hafiften nab?z gibi atarken, henüz soyut ad?mlarla ilerleyen bir k?p?rdan??. ?leriye yönelik, sanki yeterince ?ekillenmemi?
‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…
Epey zaman önce, say?n Hidayet Karaku?’un Cumhuriyet Kitaplar? aras?nda ç?kan “?eytan Minareleri” adl? ve 1993 S?vas k?y?m?n? konu alan roman?nda “Ayd?nlanman?n sessiz sava?ç?s? Say?n Ahmet Cemal’e…” diye bir ithafla kar??la?m??t?m. Bu söylem, o zamandan bu yana belle?imdeki unutulmazlar aras?na kat?ld? ve beni dü?ündürtmeye hiç son vermedi. Çok eskiden, “Seçilmi? Bir Yaln?zl???n ?çinden” ba?l?kl? br deneme kaleme alm??t?m. Orada söz konusu olan, kendi yaln?zl???md?.
Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)
Geçen haftaki yaz?mda ‘Kültür’ ile ‘Kültürden geri kalan’ aras?ndaki ili?kiye de?inirken, ?öyle bir saptamada bulunmu?tum: “Tarih ba?lam?nda nas?l geçmi?te kalan her ?ey kendili?inden tarihe dönü?mez ise, ba?ka deyi?le, nas?l ancak kendisiyle irade düzleminde ve nedensonuç ili?kileri temelinde hesapla??lm?? bir geçmi?
Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)
Geçenlerde rastlant? sonucu TV’de pe? pe?e birkaç program izledim. ?lki, tiryakisi oldu?um ?z TV yap?m? ‘?kinci Yeni’ program?. Kim bilir kaç?nc? kez izledim. Turgut Uyar ve Edip Cansever a??rl?kl? bir ?iir ?öleni. ?ki ?airin yarat?lar? konu alan bir belgesel. O ?airlerden ‘geri kalan’lar temeline oturtulmu? bir dönem öyküsü. ?nsan, böyle bir program?
Sermet Yeşil’den barış çağrıları…
Bu sabah (16 Nisan) gazetemizin son sayfas?nda, “Ankara ‘Dostu’ unuttu” ba?l??? alt?nda kapkara bir haberle kar??la??yorum. Ankara’daki Dost Kitabevi’nin Tunal? ?ubesi ekonomik gerekçelerle bir aya kadar kapan?yormu?. Haberde Dost Kitabevi, “Ba?kentlilerin okuma kültüründeki de?i?im ile bir bir kapanmaya ba?layan kitabevlerinin son kurban?” diye nitelendirilmi?! Ba?kentli kitapseverlerin Change.org’da, “Tunal? Dost Kapat?lmas?n!” ba?l???yla ba?latt?klar?
‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …
Gecelerimizi ve gündüzlerimizi neredeyse bütünüyle bir ‘Evet’ ile bir ‘Hay?r’ aras?nda tüketmeye ba?layal? epey zaman oldu… ?imdi ‘ömür’ dedi?imiz, sanki bu iki sözcük aras?na s?k???p kalm?? bir karabasandan ba?ka bir ?ey de?il! ?imdi zaman?m?n ço?unu kulaklar?m?n dibinde ‘Evet’ mi, yoksa ‘Hay?r’ m? demem gerekti?ini hayk?ran u?ursuz bir koronun ku?atmas? alt?nda geçiriyorum. Koro çok kalabal?k ve üstelik her soruya yan?t verebilmek sav?nda.
Bir tiyatro açmak…
Ya?ad???m?z ülke, bir tiyatro daha kazand?. ?evket Çoruh adl? tiyatro sanatç?s?n?n ve çileke?inin -burada ve, çok önemli, çünkü ya?ad???m?z ülkede her halka sanat sunma giri?iminin bir ad? da serüven’dir!- evet, ?evket Çoruh’un Baba Sahne adl? tiyatro sahnesini açma giri?imi mutlu sonla noktaland?. Ezgi Atabilen’in dün kültür sayfam?zda yay?mlanan ve neredeyse heyecanl? bir dizi sahnesinin tad?n? ta??yan söyle?isinden ö?rendi?imize göre ?evket Çoruh’un bu serüveni tam 755 gün sürmü?.
Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…
Y?llar, y?llar önceydi. Günlerden -ya da gecelerdenbirinde kadim dostum Tomris Uyar, önüme bir kâ??t parças? b?rak?p gitti. Kâ??tta, Meksikal? ?air Octavio Paz’?n kaleminden ç?kma tek bir dize yaz?l?yd?. “Dü?lerine lay?k olmas?n? bil …” Ak?p giden zaman, bir yüzeye kül tanesi kadar gösteri?siz konuveren pek çok gerçek de?er gibi, Paz’?n bu dizesini de hayat?m?n sütunlar?ndan birine dönü?türdü.
‘Acil’de sabah saatleri…
Ba?l??? do?ru okudunuz. “Acil” ile, “Alo 112”ye yöneltilen ça?r?n?n ard?ndan varaca??n?z servisi kastediyorum. Birkaç y?l önce, i?im dü?ene kadar, benim için de “Alo 112” TV ekranlar?nda, canavar düdüklerinin e?li?inde beliren bir görüntüden ibaretti. Bir binan?n önüne, “olay yerine” yakla?an cankurtaranlar. Onlar?n içinden sedyelerle f?rlayan “Alo 112” görevlileri. Daha yard?mlar?na ko?ulanlar arabalara al?nmadan ba?lat?lan ilk yard?mlar. Heyecan verici görüntüler. Benim için de öyleydi.
‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’
5 Mart 2017 Pazar günü, hayat?m?n 75 y?l? geride kalacakt?.2013 y?l?nda, TÜYAP ?zmir Kitap Fuar?’n?n onur konu?u ve yazar? seçilmem nedeniyle sevgili Enver Ercan taraf?ndan haz?rlanan o unutulmaz “Benim Külrengi Zamanlar?m” ba?l?kl? kitap için haz?rlad???m giri? yaz?s?nda, hayat?m?n ba?lang?c?na ait ?u notu dü?mü?tüm: “5 Mart 1942 gecesi saat 23.15’te, ?zmir’in Alsancak semtindeki Memleket Hastanesi’nde, çok ‘soylu’ bir ailenin soysuz o?lu olarak do?dum.
Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...
Günlerden cuma. Vakit, ak?am… Biraz sonra Halk TV’de U?ur Dündar’?n Halk Arenas? ba?layacak. Bu haftaki program?n çekim yeri, Kad?köy, Ziverbey’deki Müjdat Gezen Kültür Merkezi. K?sa ad?yla MSM. K?sa tan?m?na gelince: MSM, Türkiye’de ücretsiz konservatuvar e?itimi veren tek konservatuvar. Yani her y?l buraya s?navla al?nan ö?rencilerin hepsi ayn? kurumdan burslu. Burslar?n ve kurum giderlerinin tamam?n?n tek kayna??: Müjdat Gezen’in tüm sanat hayat? boyunca sanat?ndan kazand?klar?n?n hepsi.
Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…
Günlerden yine pazar. Haftal?k yaz?m için bilgisayar?n ba??nday?m. Kafamda bir soru: “Kirletilmemi? bir zaman parças? için uygun tan?m nas?l olurdu acaba?” Sorunun yan?t?n? Mine G. K?r?kkanat’?n “Kedimiz K?rm?z?d?r” ba?l?kl? bugünkü yaz?s?nda buluyorum: “Vatan sath?nda saçmal?ktan vah?ete, ars?zl?ktan h?rs?zl??a, aptall?ktan gaddarl??a, ‘art?k bu kadar? da olmaz’, ‘herhalde bunu da yapamazlar’ diyebilece?imiz hiçbir ?ey kalmad?. – Hayvanlara tecavüz, çocuklar?n ?rz?na geçmek, kad?nlar?
Kediler tekin değildir…
Kedilerin yeri hemen bütün mitolojilerde farkl?d?r. Evet, ?u her gün birlikte ya?ad???m?z, hemen her sokakta, meydanda, caddede, apartman giri?lerinde, dükkân önlerinde rastlad???m?z o ?irin varl?klardan söz ediyorum. Kediler, hiçbir mitolojide tekin de?ildir. Kedinin ad? hep nanköre ç?km??t?r. Köpekler ne zaman övülmek, yüceltilmek istense, kedi ile kar??la?t?r?l?r ve kedicikler, hemen “nankör” yaftas?yla ikinci, üçüncü, dördüncü s?n?f hayvanlar aras?na sürgün edilir. Çünkü köpekler sad?kt?r.
Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...
Metis Yay?nlar?’n?n “rüyan?n gör dedi?i” ba?l?kl? 2016 ajandas?n? gözden geçirirken, eylül ay?nda Onat Kutlar’dan (“Dü?le Gerçek aras?nda”) yap?lm?? bir al?nt? ile kar??la??yorum: “Bu gördüklerimiz, görmekte olduklar?m?z m? dü?, yoksa geçmi? y?llarda ya?ad?klar?m?z m?? Biri do?ruysa öbürü nas?l do?ru olabilir? Nas?l bir alacakaranl?k… Geceyle gündüzün aras?na s?k??m?? uzun bir kör saat. Geçmi?le gelece?in, do?uyla bat?n?n, ölümle ya?am?n aras?na s?k??m??.
Engin Cezzar da yok artık!
Cumartesiyi pazara ba?layan gece, sevgili ö?rencim Selami’den gelen bir mesaj. “Bilmem duydunuz mu?” diye ba?l?yor. Duydum. Engin Cezzar da yokmu? art?k. Epey uzun bir süredir kimi ölümlerin bir anlama daha geldi?inin fark?nday?m. Böyle ölümlerin her biri benim için yeni bir tenhala?ma. Hem de art?k kalabal?kla?mas? olmayan bir tenhala?ma. Haberi televizyondan duymam?n hemen ard?ndan an?lar ya?muru da ba?l?yor. ?lk kap?m?
Çevirmenin yalnızlığı…
Geride b?rakt???m?z y?lda birden fazla yazar ve ?air, u?ra?lar?nda yar?m yüzy?l? doldurdu. Bu nedenle çe?itli toplant?lar düzenlendi, gazete ve dergilerde yaz?lar ç?kt?. Geçenlerde kitap kurdu bir dostum, bütün bunlara at?fta bulunarak bana ?u soruyu yöneltti: “Geçen y?l senin de çeviride elli y?l?n dolmam?? m?yd?? Peki, seninle ilgili neden böyle ?eyler olmad?? Bu ülkede çevirmen, bu kadar yaln?z m?d?r?” Bu soruyla kar??la?t???mda ilk duygum ?a?k?nl?k oldu.
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)
Köylülerin kentlile?tirilmesi aldatmacas?… Türkiye Cumhuriyeti’nde temelleri ?imdiden at?lan ve yakla??k on milyon köylünün “kentli k?l?nmas?n?” öngören proje, i?te böyle bir niyetin somutla?t?r?lmas?d?r. Eski köylüler yeni ‘mahalleli’lere dönü?ünce art?k endüstriyel tar?m ayg?t?n?n di?lileri olup ç?kacaklard?r. Böylece terk edilen eski köy tar?m? arazileri de art?k yeni amaçlar için kullan?lacakt?r.
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)
Geçen cumartesi Halk TV’nin Gürkan Hac?r taraf?ndan haz?rlanan ve -hiç kaç?rmamaya gayret etti?im- “?imdiki Zaman” program?n?n konu?u, de?erli yazar Erhan Ünal’d?. Ünal’?n “Toprak Biterken - Küresel Oligar?i ve Ya?am?n Gasp?” ba?l?kl? son kitab?n?n ç?k?? noktas?n? olu?turdu?u programda tart???lanlar, Köy Enstitüleri konusunda kafamda -biraz “ütopik” nitelik de ta??sa!- yeni sorular?n belirmesine yol açt?. “Toprak Biterken - Küresel Oligar?i ve Ya?am?n Gasp?” adl? kitab?n tan?t?m yaz?s?
Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…
Her gerçekli?in travestisiyle yetinen bir dünya… Ressam Sadi Bey’in tablosu üzerinde dü?ündü?ü s?ralarda ta??nd??? apartman, ?ehrin o semtinde genellikle travestilerin ya?ad??? bir sokaktayd?. Sanatç?n?n böyle bir muhiti seçmesinin nedeni, resmi arac?l??? ile olu?turaca?? kötülük imgesi ile ya?an?lan gerçeklik aras?nda olabildi?ince yo?un bir ba?lant? kurabilme kayg?s?yd?; zira Sadi Bey’e göre ya?ad??? ve bir zamanlar, geçen yüzy?l?n ilk çeyre?inde eski bir imparatorlu?un y?k?nt?lar?
Bir aydın: Bertan Onaran
Çevirmen Bertan Onaran’? 16 Aral?k günü yitirdik… “Çevirmenlik”, onun genelde bilinen u?ra??n?n ad?yd?. Tüm ya?am?n? dolduran gerçek u?ra?? ve misyonu ise bir kültür insan? olmakt?. Ortam?m?zdaki kültür insanlar?n?n azl??? nedeniyle, “kültür insan?” da pek yayg?n olmayan bir tan?mlama. Ama öte yandan çok da gerekli. Çünkü gerçek anlamda uygar toplumlar, ancak kültür insanlar?n?n att?klar? temeller üzerine in?a edilebilir.
İçimden yine tarih yazmak geldi de…
Tarih yazmak, sadece “meslekten tarihçi”lerin tekelinde de?ildir. Çünkü gerçek tarihlerin malzemesini, ne ya?ad?klar?n?n fark?nda olan bireylerin a??r bast??? ortamlarda, geride kalan tüm ya?ant?lar?n? ad? “geçmi?” olan yamal? bohçadan ç?kart?p neden-sonuç ili?kileri eksenlerinde düzenlemeyi de bir ya?ama u?ra?? sayabilenlerin çabalar? olu?turur. Art?k yetmi? be? ya??m?
‘Ben’in sorumluluğu (2)
Benlik yitiminin korkunç hesab?… Ço?unlukla ‘ben’liklerini yitirmi?lerden -ya da, asl?nda ona hiç sahip olamam??lardan!- meydana gelen bir kalabal?k, asl?nda dü?ünülebilecek kalabal?klar?n en tehlikelisidir. Çünkü böyle kalabal?klarda gün gelir, insan hayat? her ?eyin ölçütü olmaktan ç?kar ve o zaman o ortamda -insanlar bir ?eylere ne kadar de?er atfetmek isterlerse istesinler- gerçek anlamda insan? insan k?ld??? söylenebilecek hiçbir de?er kalmaz.
‘Ben’in sorumluluğu -1
Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te kurdu?u Türkiye Cumhuriyeti, asla y?k?lmayacak. Y?kamayacaklar. Bu söyledi?ime kendimi çaresizlikten kurtulmak için kapt?rd???m bir yan?lsamaya dört elle sar?lmak için de?il, fakat bir gerçek oldu?u için inan?yorum. Sözünü etti?im gerçe?i de kutsal bir miras niteli?iyle sahipleniyorum.
Bendeki Fidel Castro…
Evet, ancak onu, yani bendeki Fidel Castro’yu yazabilirim, Çünkü tarihçi de?ilim. O yüzden Castro’nun tarihini yazmaya soyunamam. Ancak “Fidel Castro” olay?, 1959’dan bu yana hayat?mda var. Yani yakla??k altm?? y?ld?r. Fidel bir devrimci kimli?iyle hayat?ma girdi?inde, ortaokuldayd?m. Ne komünizmi, ne “süper güç” kavram?n? ya da devrimin ne anlama geldi?ini biliyordum. Bilgiler, zamanla parça parça geldi. Ard?ndan adac?klar?n birle?meye ba?lamas? gibi, bilgi bütünle?meleri ba?lad?. Benim altm??l?
Ataol’un çocukları...
Cumartesi sabah?… Kasvetlerden kasvet be?enmek üzere, önüme gazeteleri al?yorum. ?ki gündür iç dünyam? karartan “Cinsel Taciz” yasa tasla??n?n artç? sars?nt?lar?ndan henüz kurtulmu? de?ilim. Yasan?n oylamas? önümüzdeki sal? günü yap?lacakm??. Önce “Cumhuriyet”in sayfalar?n? çeviriyorum. Tuhaf bir tedirginlikle, oylaman?n sonucunu merak etmedi?imin fark?na var?yorum.
Cumhuriyetin çizgileri…
(A?a??daki paragraflarda okuyaca??n?z sat?rlar?n ço?unu y?llar önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulu?unun 75. y?ldönümü nedeniyle yine bu sütunlarda yazm??t?m. Yeniden okudu?umda aradan geçen 18 y?lda -çok daha kötüye gitmenin d???nda- de?i?en bir ?ey olmad???n? görünce, o yaz?y? k?smen güncelle?tirerek yinelemenin yararl? olaca??n? dü?ündüm.) Böyle bir y?ldönümünde gerçekçi hesapla?malar, en az co?kulu kutlama eylemleri kadar önemlidir.
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)
?öyle ba?lam??t?m geçen haftaki yaz?ma: “Evet, ister bireyler ister toplumlar ba?lam?nda olsun, gerçekten de u?ursuzdur, dahas? lanetlidir ?u ‘Biz, olduk!’ yan?lsamas?. Çünkü bireyi ve toplumu asl?nda varmad??? yerlerde oldu?u yan?lg?s?na sürekler. En kötüsü ise bu yan?lg?n?n bir kez insan?n veya toplumun ete?ine yap??t?ktan sonra bir daha o ete?i b?rakmamakta direnmesidir…” Toplum olarak gözalt?lar?n, tutuklamalar?n, ölmelerin ve öldürmelerin f?rt?nalar?n?
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…
Evet, ister bireyler ister toplumlar ba?lam?nda olsun, gerçekten de u?ursuzdur, dahas? lanetlidir ?u “Biz, olduk!” yan?lsamas?. Çünkü bireyi ve toplumu asl?nda varmad??? yerlerde oldu?u yan?lg?s?na sürükler. En kötüsü ise bu yan?lg?n?n bir kez insan?n veya toplumun ete?ine yap??t?ktan sonra bir daha o ete?i b?rakmamakta direnmesidir. Herhangi bir konuda “Biz, olduk!” yan?lsamas?n?n pençesine dü?enler, asl?nda önlerine her ç?kan hedef tahtas?n? salt görmekle o hedefe vard?klar?na inan?rlar ve bu inanc?
‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…
“…Tünel’e dev bir fotokopi makinesi yerle?tirilmi?ti. Haznesinden birbirinin kopyas? insanlar f?rlat?yordu. Kar??dan s?ra s?ra, oluk oluk, sayfa sayfa geliyorlard?. Ayn? di?sizlikle gülüyor, ayn? bebeksiz gözlerle bak?yor, ayn? haks?zl??a u?ram??l?k duygusuyla ka?lar?n? çat?yorlard?. Her biri, farkl? oldu?una inan?yordu. Bu bak?mdan da t?pat?p birbirlerine benziyorlard?. Kendilerine benzemeyenlerin diktikleri binalar aras?nda yürüyorlard?.
Akademisyenlik üzerine bir tartışma...
Uzun zamand?r “akademisyenlik” üzerine bir ?eyler yazmak istiyordum. Pazar sabah? bu haftaki yaz?m? yazmak üzere bilgisayar?n ba??na geçti?imde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Co?rafya Fakültesi Felsefe Bölümü ö?rencilerinden Halilcan Dibek’ten gelen “Nas?l bir akademisyen istiyoruz ya da bir akademisyen nas?l olmamal?” ba?l?kl? bir yaz? ile kar??la?t?m. Halilcan Dibek, yaz?s? konusunda son zamanlarda yapmakta oldu?u Memet Fuat okumalar?
Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo
Rastlant? bu ya- Tolga Gümü?ay’?n Galata ve Levanten kültürü için e?siz bir a??t diye de nitelendirilebilecek “Hiç Kimsenin Kenti” kitab?n?n (Alt?n Kitaplar, 2. Bas?m, Kas?m 2015) derinliklerinde yüzerek geçirdi?im bir gecenin ard?ndan sabah Gioavanni Scognamillo’nun ölüm haberi ile kar??la??yorum. “Hiç Kimsenin Kenti” ile ?Z TV’de izledi?im nefis bir belgeselde tan??m??t?m. Ve ?imdilerde bu kitapla ya??yorum. Hemen her sayfas?nda: “Ya herkes gibi olamamak ac?
‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!
Evet, bir Fırıldaklar Festivali’ne daha hoş geldiniz! Aslında “bu yılki…” diyecektim, ama epey uzun bir zamandan bu yana Fırıldaklar Festivalleri’nin her yıl, her ay, her hafta, hatta neredeyse her gün düzenlendiği gerçeğini hatırlayınca, “bu yılki” gibi anlamsız bir sınırlama kullanmaktan vazgeçtim. Şimdi benden haklı olarak böyle bir festivali ilk kez duyduğunuzu söyleyerek açıklama isteyeceksiniz. Anlatayım.
Deneme üzerine birkaç not…
Genelde her yaptığımı sorgularım; ama ne tuhaftır, sanırım günün birinde deneme üzerine bir şeyler yazmam istenene kadar, neden deneme yazdığım ya da yazdıklarımı neden ‘deneme’ diye nitelendirdiğim gibi sorularla hiç uğraşmadığımın farkına vardım. Deneme türü ile ilk karşılaşmam, Montaigne’i Sabahattin Eyuboğlu’nun o nefis çevirisinden okumamla olmuştu. Onu, Eyuboğlu’nun kendi denemeleri izledi.
Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…
De Gaulle döneminin unutulmaz olaylarındandır. Paris, alanları dolduranların gösterileriyle çalkalanmaktadır. Zamanın -ki, şimdi adı, tarihin karanlık sayfalarında çoktan silinip gitmiştir!- içişleri bakanı meydanlara çıkanlar arasında bulunan Sartre’ın da gözaltına alınmasını isteyince, Cumhurbaşkanı De Gaulle tarafından engellenir.
Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...
Gündüz Vassaf, alışılagelmiş tarihçilerden değil. O, tarih üzerine düşünen bir düşünür. O nedenle de tarih ve tarihçilik üzerine bütün saptamaları doğaları gereği klişeleşmiş, kalıplaşmış bütün tarihçilik tutumlarına karşı açılmış birer savaş niteliğinde. Tarih boyunca tarih üzerine düşünenler, alışılagelmiş tarihçiler karşısında hep azınlıkta kalmışlardır.
‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…
Avusturyalı Manés Sperber (1905-1984) geçen yüzyılda Orta Avrupa’nın yetiştirdiği en önemli deneme yazarlarından. Bu yazarın “Paylaşılmış Yalnızlık” (“Geteilte Einsamkeit”) adlı kitabından oluşturduğum bir seçki, 2012’de Can Yayınları arasında ve “Parçalanmış Gerçeklik” başlığıyla çıkmıştı. Şimdilerde Türkçesi ancak bazı sahaflarda bulunabilen bu eserinde Sperber, “yazar” ile “yazarın okuru” arasındaki ilişkiyi ele aldığı denemelerine yer verir.
Bir kez daha: Anayasa kültürü…
Bir kez daha bir “Anayasa Komisyonu” ve yeni anayasa çalışmaları. Gerçi daha kuruluşu bağlamında anayasa hukukunun ruhuna aykırı bir Anayasa Komisyonu. Çünkü “partiler arası” olduğunun belirtilmesine rağmen aslında TBMM’de temsil edilen dört partiden yalnızca üçüne kapıları açık olan bir komisyon; dolayısıyla partiler arası falan değil. Neymiş?
Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...
15 Temmuz’dan bu yana devam eden OHAL uygulamaları nedeniyle ‘Avrupa Birliği’, ‘Avrupalılık’ ve ‘Batılılaşma’ gibi kavramlar gündemimizde bir kez daha yoğunlaştı. Bu kavramlara değgin eski yanlış anlamalar ve savlar da yine boy gösterdi. AB’ye alınmak ya da alınmamak; özellikle son uygulamalar nedeniyle Batılılaşmanın neresinde olduğumuzu sorgulamak, aslında bütün bunlar, AB’ye uzanan doğru yolları bulandırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?
Masumların kurban gittiği ve yaralandığı bir darbe girişiminin ardından, hava doğal olarak sorularla dolu. Yine doğal olarak, bu soruların kimi doğru kimi de yanlış. Çünkü olay, yalnızca doğru sorulara zemin hazırlayamayacak kadar yeni.
Bir kütüphane kurmak...
5 Ağustos Cuma akşamı atölyemize (kısa adıyla ACKA, yani: Ahmet Cemal Kültür Atölyesi) girdiğimde, doğru arka taraftaki kitaplık bölümüne gidiyorum. O mekân, artık ‘ACKA Erdal Öz Kütüphanesi’ adını taşıyor. O akşam kütüphaneyi düzenlemeyi görev edinen üç ACKA’lı, yani İdil Trabzonlu, Selami Üstübi ve Gökhan Yılmaz, kitaplara teker teker ACKA damgasını vurarak raflara yerleştirme işini tamamlamak üzereler.
Bireysel sorumluluk nedir?
Birey-toplum diyalektiği ve toplu sorumluluk bilinci… Çünkü bir toplumun toplumsallaştığının en belirgin göstergesi, o toplum içersinde birey-toplum diyalektiğinin yerli yerine oturmuş olmasıdır. Bu diyalektiğin tamamlanmasıyla birlikte, bireyin her toplumsal bunalımın sorumluluğunu çoğunlukla farkına bile varmaksızın bulanıklık düzleminde soyutlaştırdığı bir toplum kavramının sırtına yükleme alışkanlığından kurtulmuş oluşudur.
Çankaya’ya dönün, Çankaya’ya...
Sanırım doksanlı yıllardaydık. Tam tarihi hatırlamıyorum. Türkiye Cumhuriyeti, sayısız bunalımlarından birini daha yaşıyordu. Bir akşamüstü, Cağaloğlu’da, Cumhuriyet’in eski binasında, birkaç kişi İlhan Selçuk’un odasında toplanmış dertleşiyorduk. Birisi: “Peki, bütün bunları düzeltmeye nereden başlamalı?” diye sordu.
Bir tekrar: Uygarlık deyince…
İçinde bulunduğumuz kaos ortamında, epey eski tarihli bir yazıma -bazı güncelleştirmelerle ve hatırlatmalarla- geri dönmenin yararlı olacağına karar verdim.
YÖK, elbette bu işler için var!
Bugün günlerden çarşamba. Gelecek pazartesinin yazısını yazmama daha dört gün var. Sabah çayımı içerken rahatım. Cumhuriyet’in sayfalarını çeviriyorum. Altıncı sayfada Ayşe Yıldırım imzalı ve Türkiye’nin ilk nöropsikoloji laboratuvarının kurucusu Prof. Dr. Öget Öktem Tanör ile yapılmış bir söyleşi. Başlık: “Devlet memuru değil, ama yine de atacaklar...” Ve bir de altbaşlık: “Türkiye’nin ilk nöropsikoloji laboratuvarını kuran Prof. Tanör 55 yıllık akademisyen.
Bizi yaşatanlar ve öldürenler...
İnsanların sevgisine katlanamayanlar Hele sizden sevdikleriniz almış olanların cinayetleri sürüp gidiyorsa eğer, o zaman bu sessizlik ve suskunluk daha bir ezici biçimde algılanır. Çünkü Biliyorsunuz ki onlar, artık bilirsiniz ki, sizin sevdiklerinize kast etmiş olanlar, cinayetlerini her an yineleyebilirler. Çünkü onlar, cinayeti bir kez işleyebilmişlerdir. Çünkü onlar, insanların birbirlerini, hangi sıfatla olursa olsun, gerçek anlamda sevmesine asla katlanamayanlardır.
‘Üniversite’yi savunan akademisyenler kaldı mı?
2009-2010 yıllarında İstanbul’da “Türkiye Üniversite Tarihi” başlığı altında beş ciltlik dev bir eser yayımlandı. Günümüze kadarki yayınlarının listesi baş döndüren ender bilim insanlarımızdan Prof. Dr. Emre Dölen’in on yıllık bir emekle hazırladığı bu eser, “Osmanlı Döneminde Darülfünun”dan (1863-1922) “Özerk Üniversite Dönemi”ne (1946-1981) kadar uzanan geniş bir yelpazede ülkemizdeki üniversite kurumunun bütün geçmişini çok zengin bir belgesel malzeme eşliğinde sergiliyor.
Prof. Dr. Zeynep Sayın olayı ve üniversite kavramı
Bilim insanı ve akademisyen Prof. Dr. Zeynep Sayın Balıkçıoğlu ile yetmişli yıllarda annesi ve çok muhterem Hocam Prof. Dr. Sâra Sayın’ın evinde tanışmıştık. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü’nde öğrencim de olmuştu. Mezuniyetinden sonra annesi gibi akademisyenliği seçen Zeynep Sayın, asistanlıktan profesörlüğe uzanan yolu boyunca bana göre hep gerçek, başka deyişle ‘olması gereken’ bir akademisyen kimliğini inşa etti ve taşıdı.
Yine ‘alıntı Ü aydınlar’ üzerine...
Yalnız zamanımızda değil, fakat bütün zamanlarda, aydın olmanın kaynağını bildiklerini paylaşmada, özgün düşünce üretmekte, öğrendikçe bildiklerinin azlığının bilincine vararak daha alçakgönüllü olmakta ve başkalarıyla böyle bir tutumla diyalog kurmakta bulan gerçek aydınların yanı sıra, “alıntı aydınlar” diye adlandırılabilecek bir tür de varlığını hep korumuştur.
Show More
loading
Actions
Is this you?
As a journalist, you can create a free Muck Rack account to customize your profile, list your contact preferences, and upload a portfolio of your best work.Get in touch with Ahmet
Contact Ahmet, search articles and posts on X, monitor coverage, and track replies from one place.
Learn more about Muck Rack